21 Ağustos 2016 Pazar

Ene Üridü Mır - Köstürmek

Hayatta önüne geleni sikeceksin, sikemediğini de siktir edeceksin. Basit. Net. Keşke bunu yazabildiğim ya da diyebildiğim kadar gerçekten düşünebiliyor yada uygulayabiliyor olsam. Tek derdi yattığı yatağın rahat olmaması olan insanlar var. (Bkz: ben) Ama öyle demeyin, insanın yattığı yer rahat olacak. Bir deyiş okumuştum geçenlerde, insan kafasını yastığa değil bir şeye koyacak bişi bişi. Keşke bir daha okusaymışım. Hiç hatırlamadım. Aşık olduğum yazarlardandır stephen king. Üretkenliği, bilgi birikimi dikkatimi çekmiştir çocukluğumdan beri. Onun kitabında katil öyle diyordu: "Canın yandığı sürece uyuyamazsın, bir gün acı geçer, sen uyursun. Ama can yaktıysan o hiçbir zaman geçmez, uyku tutturamazsın." Yatağa sadece uyuyacağınız zaman girin. Uyku bozukluklarında görmüştüm galiba. Yatmadan önce yemek yemeyin, sigara içmeyin, televizyon olmasın odada, vs. Uyumam gereken zaman giriyorum, kalkmam gereken saatte çıkıyorum. Arada geçen sürenin her bir saniyesinde yatağın tüm yaylarını sırtımda, kalçamda, kolumun altında, böğrümde hissediyorum. Can yakan adam diyor, can yaktıysan ağzına sıçtın geçmiş olsun. Ölü gibi uyuyor dediklerinden biriyle paylaşıyorum odamı. Şahıs daha kafasını yastığa koymadan uyusa keşke, yastığı düşünse uyuyor. Biyolojik saatine mükemmel şekilde uyan gamsız adamın teki. Umursamaz üşengeç olarak kendimi görüyorum, bir başkasını görmem mümkün değil, kaplamışım oradaki tüm alanı. Ben uyuyamıyorum ama.

Ben -mayanları çok seviyorum. Olmayanları, yapılmayanları, söylenmayanları, bahsi geçmayanları düşünüyorum hep. Yeni yeni tanışıyoruz kendimle. Yıllarca söylediğim yalan ya da gerçek; "kucağımda maskeler." Ben gerçek olduğuna inanıyorum artık. Hala yalan diyebiliyorum çünkü şüphelerim devam ediyor. En azından artık inanmak istiyorum böyle olduğuna demiyorum. Bu bile büyük başarı aslında bakarsan. Geçen gördüm, iki tane şubat darbesinin arkasından çatlayanlar, gevşeyenler, yıkılanlar, molozlar arasında gördüm kendimi, yüzünü beyaz bir şey kaplamış, yok toz toprak değil, operanın hayaletindeki maske gibi, kırılmış, dökülmüş, bir parçasından canı yandığı halde gülen gerçeği gördüm. İnsanın kendi doğruları vardır ya, prensipleri, geçmeyeceği çizgileri, aşmayacağı sınırları, üstüne dikenli teller döşediği duvarları vardır ya onlar holografi ise? Riya! Riya o olmuyor mu? Geçen dokunamadım işte kendime. Aynada kendine bakarken bile dokunabiliyorsun. Hayalet gibi kalıyorsun diğer türlü.

Çocukken yatağıma yattığım zaman yapmayı sevdiğim bir şey vardı. Biraz sapkınca aslına bakarsan, ya da durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya seriyor. Yatakta kıvrılırdım, cenin pozisyonu dedikleri halin sınırlarını zorlardım, imkanım olsa zigota dönerim, o şekilde yatar; "şu kadarcık alan kaplıyorum, şu yatak kırılsa üzülürler, beni kırmaya yerinmiyorlar." derdim uyuyuncaya kadar bunu düşünür öyle dalardım uykuya. Yine denedim öyle demeyi, eşşek kadar herif oldun yaptığın şeye bak dedim, kalktım kendime bir kahve yaptım ve yazmaya başladım.

Çocukların damak tadı onu besleyenler ne verirse o. Bunda hem fikiriz. Büyüdükçe kendisinin keşfettikleri var bir de, karakteri denilebilir aslında. Karides belli bir yaşıma kadar yemedim, yediğimde az kalsın kusuyordum. Lezzeti gerçekten çok hoşuma gitmişti, Keşke yiyebilsem, ama her çiğnediğimde aklıma karidesin o ince uzun uzantıları geliyor aklıma. Çocukları neyle beslersen onu yemek isterler, kimse boşuna demiyor "ah anneciğimin yemekleri" diye. Annen dünya markası şef sanki itoğlu it. Ama öyle değil işte, anası patates haşlamış koymuş önüne, yemiş bu da, yemek buldun ye dayak buldun kaç. Damak o patates haşlamasını arıyor. Ben eşime derim o cesareti buluyorum şu anda ama bekara karı boşamak kolay, annem gibi yemek yapamayacaksan hiç girme mutfağa. Bir türlü diyemedim asıl meseleyi. Çocuğu neyle beslersen öyle olur. Sevgi, saygı, nefret, kin, kıskançlık... Hangisini koydun önüne? Hangisini sakındın? Kendime gaddarca yaklaşan biri olarak, ben önüme konandan yememişim. Et pilav, et pilav diye mutfağın eşiğinde ağladığımı çok iyi hatırlıyorum. Annem buhara pilavı yapmıştı, kuş başı et, havuç, pirinç pilavı, bu değil diye daha fazla ağlamıştım. Ne istediğini bilmiyormuşum. Hala öyle gerçi.

Başlık niye köstürmek ona da gelmek istiyorum, bir anlamı olmayabilir, tdk ya bakmak lazım. Ben bakarım birazdan. köstürmek: fahiş fiyata satmak, kakalamak, kazıklamak anlamında kullanılan bir sözcük. demiş ekşi sözlükte şahsiyet. Aslında iyi denk gelmiş. Ben de size kakalamıyor muyum bu yazdıklarımı zaten. Oda mı paylaştığım şahıs uyuyordu bunu yazarken, "köstürmedim, valla köstürmedim" diye sayıkladıktan sonra 2. uykusuna geçti.

Yatağı rahat olanlara selam olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder