11 Ağustos 2016 Perşembe

Ene Üridü Mır - Giriş Gelişme Sonuç

Konuşmaktan aciz biri olarak yazmayı seviyor olmam benim suçum değil. Beni bu hale getirenlerin, beni dinlerken “e, yani?” sorularını soranları sorgulamalı. İnsanlar giriş gelişme kısmını sadece sonuç için dinliyor. Hâlbuki asıl hikâye orası değil mi? Hikayedeki kahramanın sonuca gelinceye kadar yaptıkları, tecrübe ettikleri, pişmanlıkları, hataları, doğruları değil mi hikayeyi satan?

Kahramanımız basit bir ailenin vasat oğlu. Ve hikayenin sonunda ölüyor. Sizin için önemli kısmını anlattım işte sadece. Ne yaptı bu herif hayatı boyunca? Tanrı bile sorgularken, siz bu adamın yaptıklarını hiçe sayar gibi “e, yani?” sorusuna takılıyorsunuz. Acı verici, hem kahraman için hem de yazan, anlatan için.

Gelişme kısmında olanlar ise şunlar; bebeklik, hatırlamıyor. Ama etrafındakiler için unutulmaz zamanlar. İlk kakasını bile çektiler. Günün 18 saati uyuyarak geçmesine rağmen birçoğumuzdan dolu dolu yaşadı. Neden mi? Çok basit bunun cevabı, sevginin tabiri caizse oluk oluk aktığı bir dönem.
Çocukluk, buğulu bir camın arkasından bakıyormuş gibi. Etrafındaki herkesin ona büyüdüğü zaman, tabi başarabilirse, ben senin çocukluğunu bilirim dediği, bazısının sümüklü Ali, Ahmet, Ayşe sen ne zaman bu kadar büyüdün diyebilmesini sağlayan zamanlar. Okula yenice başlamış, hayat denilen deryanın içine tekme ile itilerek yüzmesi beklenen çağlar. Ama boyu kısa, hayat bir derya ama onun girdiği yer sahil kenarı. Kumdan kalelerin inşa edildiği, inşa ettiği kuleleri yıktığı için dostlukların küsmelerle sonuçlandığı zamanlar. Yetmişinde olacağı şeyi yaşıyor. Hayaller kuruyor, o hayallerin peşinden koştuğunu hayal ediyor. Mecaz âlemindeki ilk adımlarını atmaya başlıyor.

Gençlik, kırık camlar üstünde dikilen bir çocuk. Etrafındaki herkesin onu sevdiği ama aynı zamanda “keşke hep bebek kalsalar” dediği zamanlar. Anne kuşun yavrusuna uçmayı öğretmesi gibi, yere yakın bir daldan aşağı ata ata, yüz üstü çakılarak uçmayı öğrendiği ya da kanadının kırıldığı çağlar. Hayallere gerçeklik denilen peri tozunun bulaştığı, hayalleri, hayal kurmayı öldürdüğü, içindeki çocuğu daha doğrusu insanı zehirlemeye başladığı zamanlar. Her hayal kırıklığında, o hayalin içinde sakladığı benliği ile dünya arasındaki duvarların ortadan kalktığı ve geldiği yerin ne kadar boktan olduğunu belki de onu getirenlere her gün lanetler okuduğu için artık yanlarında duramadığı ailesinin yanından uzaklaştığı kaçtığı zamanlar.

Yetişkinlik, eğer şanslı ise, kendini öldürmediyse erişebildiği sadece koşuşturmanın, hiçbir anlamın olmadığı zamanlar. Hayal dünyasından gerçek dünyaya, o denizin gerçekten içinde olduğunu anladığı zamanlar. Denizde neler olabileceğini anladığı, denizin tehlikeli olduğunu kavradığı ama akıntılar nedeniyle bir türlü kıyıya ulaşamadığı zamanlar.

Yaşlılık, eğer şanslı isen bir an önce öldüğün, kimseye minnet etmediğin, iki ayağının üstünde durabildiğin ama sadece durabildiğin, yedisine geri döndüğün…

Ölüm.


Hikaye burada bitiyor işte. Her şeyin ömrü var. Hiçbir şey sonsuz değil. Hepimiz bu dünyaya ölmek için gelmişken, hepimizin kaçtığı şey ölüm. Ben mi? Evet, ben farklıyım. Ben ölümden kaçmıyorum, kaçamam da zaten. Ben çoktan öldüm. Erken öldüm ama. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder